Giderek artan tehlike “Obezite” - Liv Hospital Obezite Merkezi

Giderek artan tehlike “Obezite”

1950’den bu yana tüm dünya da obezite belirgin bir biçimde artmaktadır ve son 20-30 yıldır yaşam tarzı ve dolayısıyla beslenme alışkanlıklarındaki değişimle bu artış daha da belirgin hale gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2015 yılı sonunda dünyada 2.3 milyar dolayında insan aşırı kilolu ve 500 milyondan fazla insan ise obezdir. Liv Hospital Ankara Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Mahir Özmen, obezite cerrahisi sayesinde son yıllarda düşük komplikasyon riskiyle çok verimli sonuçlar alındığına dikkati çekerek obezite hastalarının fazla kilolarından rahatlıkla kurtulabildiğine dikkati çekti. Başarılı bir sonuç elde etmek için her hastayı farklı değerlendirmek gerektiğini söyleyen Özmen, “Hasta açısından, en az riskle, en kaliteli ve en uzun süre kalıcı kilo kaybı sağlayacak yöntem en doğru yöntemdir. Bunun için her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli, hastaları “bize uygun” şablona uydurmak yerine belirli bilimsel kriterleri içeren algoritmalar kullanılarak bir yol çizilmelidir.” dedi.
 
Obezite, genel olarak vücut yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu, vücut ağırlığının boy uzunluğuna göre ideal (ya da istenen) düzeyin üstüne çıkmasıdır. Obeziteyi belirlemek için yaygın olarak Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılmaktadır. BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m cinsinden) karesine (BKI=kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir.
 
EN ETKİLİ TEDAVİ YÖNTEMİ CERRAHİ
 
Obezite; diyet, egzersiz, davranışsal değişiklikler, ilaçlar ve cerrahi yöntemlerle ve genellikle de birden fazla yöntemin birlikte kullanılması ile tedavi edilir. Ancak halen tedavisi zor bir hastalıktır çünkü; obezite kronik bir hastalık gibi ele alınmalıdır ve bu nedenle de kullanılacak tedavinin uzun bir dönem etkinliğini sürdürebilmesi gerekir.
 
Obezite cerrahisi ya da daha yaygın kullanılan adıyla bariatrik ve metabolik cerrahi her geçen gün artan bir biçimde metabolik bir hastalık olan obezitenin tedavisi için en entkin yöntemlerden biridir. Bariatrik cerrahi şiddetli obez bir bireyin yaşam kalitesini artırdığı gibi yaşam süresini de önemli ölçüde uzatır. Bu uygulamalar kısıtlayıcı, emilim bozucuve kombine olarak gruplandırılabilir.
Hangi ameliyat yapılacak olursa olsun, hastaya uygulanacak tedavi yönteminin detaylı anlatılması, hastanın ameliyattan sonra buna uyum sağlayabilecek durumda olması ve ancak olası ameliyat risklerinin hasta tarafından kabul edilmesi durumunda ameliyat gerçekleştirilebilir. Mutlak başarı için bariatrik ve metabolik cerrahi alanında deneyimli bir hekim, endokrinoloji uzmanı, diyet uzmanı, obezite alanında deneyimli psikolog veya psikiyatristten oluşan ve koordineli çalışan bir ekip gereklidir. Cerrah bu ekibin lideridir. Bu tarz ameliyatları yapacak cerrahın genel ve sindirim sistemi cerrahisi alanında gerekli deneyime sahip olması yanında, minimal invaziv cerrahi, endoskopi ve girişimsel endoskopi alanındaki temel ve ileri eğitimleri almış olması ve tüm bu uygulamaları yapacak birikime sahip olması gereklidir. Obezite cerrahisi alanında çeşitli eğitim programlarına katılmış olmak, volümü yüksek merkezlerde deneyimli cerrahların yanında eğitim almış olmak çok önemlidir. Sadece bir ameliyat tipini çok iyi bilmek farklı ameliyat yöntemlerinin uygulanmasını gerektirebilecek son derece kompleks hastalıkları olan bu hasta grubunun tedavisi için yeterli değildir. Cerrahi ekip daima beklenmedik durumlara ve komplikasyonlara karşı hazırlıklı olmalıdır. Bu ameliyatların yapılacağı merkezlerin ileri teknolojileri de içeren gerekli donanıma, multidisipliner bir yapılanmaya ve yoğun bakım olanaklarına sahip olması şarttır. Tüm bu koşullar bariatrik ve metabolik cerrahi uygulamalarının başarısını artırırken maliyetini de artırmaktadır.
 
Kime Hangi Cerrahi?
 
Bariatrik cerrahide hastaların ihtiyacına uygun ameliyatın mı yoksa cerrahın kolay bulduğu ameliyatın mı öncelikle seçildiği konusu hala tartışmaya açıktır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artan -hatta bazı bölgelerde %90’lara ulaşan- sleeve gastrektomi oranları oldukça düşündürücüdür. Her yeni yöntem tarif edildikten sonra önce etkinliğini kanıtlama, kabullenme ve ardından hızlı bir artış sonra da azalış dönemine girer. Bu durum hemen tüm bariatrik cerrahi işlemler için geçerlidir. Kime hangi ameliyatı yapacağız sorusunun yanıtı elbetteki “bize en kolay gelen” ameliyat olmamalıdır. Hasta açısından, en az riskle, en kaliteli ve en uzun süre kalıcı kilo kaybı sağlayacak yöntem en doğru yöntemdir. Bunun için her hasta ayrı ayrı değerlendirilmeli, hastaları “bize uygun” şablona uydurmak yerine, belirli bilimsel kriterleri içeren algoritmalar kullanılarak bir yol çizilmelidir. Örneğin karbonhidrat ağırlıklı beslenen bir hastaya tüp mide ameliyatı yapılması uygun değildir. Aynı şekilde uzun süredir insulin kullanımını gerektirecek kadar ciddi diyabeti olan bir hasta da sleeve gastrektomiye uygun değildir.
Fazla kilo yükü olan hastalarda daha çok emilim bozucu işlemler seçilmeli, öte yandan yaşlı ya da bağışıklık sistemini etkileyecek hastalıkları bulunan kişilerde malabsorbtif işlemlerden uzak durulmalıdır. Her ne kadar “hastaya en az zarar verecek işlem en iyi yapabildiğiniz işlemdir” önermesi doğru olsa da bu alanda cerrahın kendini yetiştirememiş olmasından kaynaklanan eksik ya da yanlış seçimler de kabul edilebilir değildir. Öte yandan, “çok zor” olan ama gerekliliği bilimsel olarak kanıtlanmamış bazı ameliyatları “ancak çok yetenekli kişilerin yapabileceği” kalkanının altındaki kişisel tatmine sığınarak hastaya uygulamak, ya da denemek de kabul edilemez bir durumdur. Hastaların gereksinimlerine uygun ameliyatı seçerken, ya da onlara bir ameliyat önerirken onların isteklerini önceleyen bir ortak noktada buluşmak en doğru yaklaşım olacaktır. Bu ameliyatlar açık ya da klasik yöntem; laparoskopik ya da robotik olarak yapılabilir. Bu gün artık çok özel durumlar dışında açık yöntem tercihen kullanılmamaktadır.
 
Ameliyat sonrası erken dönem ve takip
 
Hastaya hangi ameliyat yapılmış olursa olsun ameliyat sonrası erken dönem hemen hemen aynıdır. Hastalar 2-3 gün hastanede kaldıktan sonra eve taburcu edilir. Uygulanan operasyon ne olursa olsun, takipte multidisipliner ekip yaklaşımı esastır. Uzun dönem başarı hastaların operasyonlarına uygun beslenme alışkanlıklarını benimsemelerine bağlıdır. Bu anlamda diyetisyenle düzenli toplantılar ve psikolojik destek, hastaların yaşam tarzı değişikliklerini ayarlamalarına yardım için gerekir. Tüm programlar hastaların daha samimi bir ortamda sorunlarını tartışabileceği ve görevlilerin yanında diğer hastaların desteğini alabileceği ve sık sık düzenlenen destek grup toplantıları sunmalıdır. Günlük yaşam biçiminin bir parçası olarak egzersize devam etmekte kilo kaybının korunması için gereklidir. Atıştırmadan kaçınma ve tekrar eski kötü beslenme alışkanlıklarına dönmemeye yönelik harcanan çabalar da ayrıca önemlidir. Hastaların önemli bir kısmı bariatrik cerrahiyi benimser; iyileşen sağlıklarına, özsaygılarına, mutluluklarına fayda sağlayan yeni beslenme alışkanlıklarını, yaşam biçimi değişikliklerini, egzersiz alışkanlıklarını sürdürür. Başarı ancak bu şekilde olasıdır.
 
Hastanın içtenlikle olaya dahil olmadığı her yöntem başarısızlığa mahkumdur. Bu tarz multidisipliner organizasyonları beceremeyen yapılar ya da cerrahlar da aynı gerçekle er ya da geç yüzleşecektir.